Kahraman Şövalye
Feodalitede üç sınıf bulunuyordu: ruhbanlar(orotores), çalışanlar(laboratores), savaşanlar(bellatores). Bunların üstünde yer alan soylular ve derebeyleri hiyerarşinin ayrı bir basamağında toplumların kaderine yön veren kişilerdi. Şövalyeler kahramanlaştırılan savaşçılardı, din adamlarını ve çalışanları korumayı kendilerine görev bildiler. Tehlikeli yolculuklarda hep bir arayış içindedirler. Kurtuluşu, gerçeği ya da sevgiliyi arasalar da sanki aynı yoldan geçen trajik bir kaderi paylaşırlar. Feodal toplum onca farklılığın ve şehir devletlerinin içinde bir birlik arayışını idealize eder. Bunu sağlayabilecek yegâne savaşçı da şövalyeler arasından çıkacaktır.
Bütün şövalyelerin kahramanı
Kral Arthur bir direnişin simgesidir. Kelt efsanelerinin cisimleştiği ve Anglosakson istilasına karşı duran yürekli bir lider. Hıristiyan kültürünün etkisiyle 12 şövalyenin toplandığı yuvarlak masanın başında oturur. Ataları Truvalı sayılmıştır. Devasa Stonehenge’le babası ve amcasının bağlantısı vardır. Bir devle savaşır, ancak kişisel arzuları topluma karşı olan sorumluluklarının önüne geçer.
O çağda aşk evlilik dışı yaşanır, evlilik siyasal ve ekonomik bir işbirliği için bir çeşit ittifakın ilan edilmesidir. Ailelerin aldığı bu karar ölüme deyin sürecek bir sözleşmedir. Âşık olan her erkek topluma karşı durmayı da göze alabilmelidir.
Troya kökeninden gelen Brutus’un kurduğu Britanya Ortaçağ’ın parçalanmışlığından uzak değildi. Ada dışındaki anakaradan gelen tehlikeden haberdar olan büyücü Merlin halkları bir araya toplayacak bir kralın ilan edilmesini savunuyordu. Londra katedralinde yapılan toplantıdan sonra avluya çıkanlar kare şeklinde bir mermer taşın ortaya çıktığını gördüler, kınından çıkmamış bir kılıç tam ortasındaydı. Bu büyülü kılıç mesajını kendi üstünde taşıyordu: “Bu kılıcı çekip çıkarmayı başarabilen kişi bütün Britanya’nın meşru kralı olarak doğmuştur.”
Sör Ector’un evlatlığı seyis Arthur üvey kardeşine yardım edebilmek adına bu kılıcı zorlanmadan yerinden çıkardı. Üvey kardeşi onun gayretini kendi üstüne almayı denedi. Hilesi ortaya çıktığında Arthur’un adını psikoposa söylemek zorunda kaldı. Kral Arthur kendini defalarca ispat ettikten sonra Britanya Kralı ilan edildi.
Büyücü Merlin yeni krala geçmişiyle ilgili bilgiler verince Arthur yasak bir aşkın meyvesi olduğunu öğrendi. Ancak kaderi soyluluğuna leke sürmeyecekti. Babası bir soylunun karısına âşık olup onun kılığında sevgilisinin koynuna girmiş, soylu o gün hayatını kaybetmişti. Dul anasının asil çocuğu Arthur kendine eş olarak yuvarlak masa sahibi bir soylunun kızını seçti. Merlin’in uyarılarına karşın karısının sadakatsiz olacağını bile bile onunla evlendi. Cesur askerleriyle komşu ülkeleri fethetti. Büyük Roma’nın gazabını üstüne çekti. Halka zarar veren bir devi alt ettiğinde şehirlerin anasının üzerine bir sefere çıktı ve Roma İmparatoru oldu.
Yazgısı ise onun peşini bırakmaya niyetli değildi. Arthur’un karısı Kraliçe Guinevere ile yuvarlak masa şövalyelerinden Sör Lancelot’un arasındaki yasak sevgi kralın ölümüne ve bir krallığın parçalanmasına neden olacaktı.
Kahraman ne kadar güçlü olsa da aşkın ölümcül yarası sonunda felaketine neden olur. Kavuşamayan sevdalılar da sürekli tekrarlanan bir tema halini alır.
Tristan ve Isolde
Yakışıklı Tristan tıpkı Arthur gibi himaye altında büyür. Cornwall kralı Mark ona öylesine güvenir ki Sarışın Isolde ile evlenme talebini evlatlığının iletmesini ister. İrlanda’ya ulaşan Tristan bir kaza sonucu Isolde ile aynı büyülü iksiri içer; aşkın büyüsü onları sonsuza dek birbirine bağlamıştır.
Sarayda
bu aşkın duyulmaması için gizli gizli buluşmaya başlayan çift hakkında
dedikodular başlar. Kral onları izlediğinde durumu fark eden âşıklar, ormanda
bir oyun sahnelerler. Söylentilerin ardı arkası gelmeyince Mark onları
sarayından kovar.
Çift ormanda yol alırlar bir mağaraya sığınırlar. Gözcüler mağaranın yerini krala haber verir. Mark mağaraya girdiğinde Tristan ve Isolde arasında bir namus kılıcı olduğunu görür ve onları affeder, ancak içindeki şüphe henüz sönmemiştir.
Âşıklar ise kendilerini buluşmaktan alamazlar. En sonunda kral onları ayrı ayrı ülkelere sürgün eder. Tristan’ın Beyaz Elli Isolde ile evlenmesi onun kurtuluşu olmaz. Ciddi şekilde yaralanınca Sarışın Isolde’ye bir haberci gönderir. Haberci umutlu beyaz yelkenle geri döner, ama Tristan’ın karısı yelkenlerin siyah olduğunu Tristan’a söyler. Tristan çaresizlik içinde son nefesini verir, kahramanını kurtarmak için gelen Isolde ise yetişemediğini anlayınca sevdiği adamın yanında ölür.
Feodal
kahramanın kaçınılmaz bir yazgısı vardır. Gizemli ya da gizemsiz güçlerle
savaşırken kaderinden bir türlü kaçamaz. Dindarlığı, kendine güveni ve vasala
bağlılığı onu yazgısına sımsıkı bağlayan zincirlerdir. Kılıcını bir türlü
zincirlerini kırmak için kullanamaz. Ondan geriye kalan cesaretle övülen
kahramanlıkları ve trajedisidir.
Yorumlar
Yorum Gönder