Kayıtlar

Ağustos, 2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

"Carpe Diem"

  Antik Yunanlılar iki düstura sıkı sıkıya bağlıdır: Kendini bil ve aşırılıktan kaçın. Görkemli Roma’da bu nasihatler pek de geçerli olmaz. Bu kent şehirlerin anası, Batı tarihinin dönüm noktasının merkezidir. Devlet örgütlenmesi ve dil (Latince) bu merkezin yapı taşları olarak günümüzde de önemini korur. Küçük bir cumhuriyetten geniş bir imparatorluğa evrilirken Roma evrenselliği temsil eder. Bütün yollar meydanlarına çıkar. Roma kültürü saf kendine özgü değildir. Farklı dünyalar özümsenir ve daha iyiye ulaşabilmek adına seçimler yapılır. Vergilius’un Aeneis destanında İlyada ve Odysseia’nın izleri hemen fark edilir, Yunan tiyatrosundan parçalar Latince komedilere yedirilir. Güzel söz söyleme sanatında usta olan Cicero Yunan felsefesinden derlemeler yapar. Latin kültür evreni pratik bir bilgelikle gerçekçi dünya görüşünü hicivlerle süsler. Özel mülkiyet üzerine kurulu bir toplum emperyal amaçları için bir hukuk yaratır ve evrensel barışı ilan eder: Pax-Romana (Roma Barışı). Bu...

Her Şey Zafer İçin!

  “Şu felaketler içindeki ben, mutluluk içindeki senden daha fazlasına sahibim!” Tanrıların lanetlisi Tantalos kızı Niobe böyle sesleniyordu düşmanına. Yedi oğlunun cesetlerine sarılmış, karalar giymişti. Yedi kız kardeş cenaze yataklarının başında duruyordu, katil Apollon’a ve çok evlat sahibi analarını kıskanıp cinayete onay veren Leto’ya veryansın ediyorlardı. Bu kez Artemis aldı yayını eline, gül yanaklı kızlardan altısını oklarıyla yere seriverdi. Niobe gururunu çiğneyip son çocuğunu bağışlaması için tanrıçaya gözyaşları içinde yalvardı. Zeus yüreği yaralı ananın son dileğini çok görüp kadını taşa dönüştürüverdi. Çok geçmeden taştan bir pınar akmaya başlamıştı: Çocuklarını kaybeden annenin gözyaşlarıydı akan. …Aphrodite’ye benzer Kassandra, Gördü onları Pergamos tepesinden… Baktı katırların çektiği döşeğe, Gördü döşekte uzanmış ölüyü, Bir çığlık attı, koştu bağıra çığıra, Dolaştı boydan boya bütün kenti: “Gelin, Troyalı erkekler, kadınlar, gelin, Gelin, gör...

Kör Zenginlik

  Niçin erdemli kimseler yoksul, alçaklar zengin olur?   Çok eskiden beri sorulan, ama her zaman geçerli olan bir sorudur bu. Antik Yunan komedi yazarı Aristophanes de aynı sorudan yola çıkarak 'Plutos' oyununu yazmış, doymayan zenginlerin, para hırsı için yaptıkları kötülükleri, alçaklıkları anlatmıştır. Zenginlik Tanrısı Plutos kördür, ne eylediğini kendisi de bilmez. Yoksul ama erdemli Khremylos ona zenginliği niye eşitsiz dağıttığını sorar. Plutos, Zeus'a lanetler savurur: “Beni kör yapan Zeus'tur. Çünkü o insanları kıskanır, sevmez. Çok küçükken ben, yalnız akıllı ve erdemli kimselerle görüşeceğimi söylerdim. O da gözlerimi işte bu yüzden kör etti. Böylece kime gittiğimi bilmeyeceğimi düşündü.” Plutos gözleri görse kötülerin yanına uğramayacağını, iyilerle dost olacağını söyler. Ama insanların bir kere zengin olduktan sonra artık ne yapacaklarını bilmediklerini de ekler. Khremylos kötümserdir: “Böyledir işte! İnsana her şey yetebilir: Ekmek, çörek, incir,...

Sahnedeki Kahraman

                                                                                                         “Vaktiyle ağustos böcekleri insandılar. Müzler doğup şarkı ortaya çıkınca, bazıları kendilerini şarkı söylemek zevkine kaptırdılar; Öylesine ki, şarkı söyleye söyleye yemeği içmeyi unuttular ve neyin ne olduğunu anlamadan öldüler… İşte bu olaydan sonra Ağustosböcekleri türü onlardan meydana gelmiştir.”   Platon, Phaidon   Tiyatro MÖ 535 yılından sonra Eski Yunan’da bir devlet kurumu haline geldi. Bu tarihten sonra Dionysos şenlikleri için tiyatro yarışmaları düzenlenmeye başlandı. Önceden seçilen üç drama yazarı karşı karşıya geliyordu. Her yazar dört oyunla yarışmaya katılmak zorundaydı. Oyunl...

Şehir Devletleri ve Otonominin Kültürel Etkisi

  Giriş Şehir devletleri, tarih boyunca medeniyetin gelişiminde merkezi bir rol oynamış kültürel, sanatsal ve bilimsel alanlarda önemli katkılarda bulunmuştur. Bu makalede, Sümer, Yunan, İtalyan, Anadolu ve Alman şehir devletlerinin otonomi, doğrudan demokrasi ilkeleri çerçevesinde düşünce ve sanat dünyasına olan olumlu etkileri incelenecektir. Otonomi ve doğrudan demokrasinin bu devletlerin kültürel dinamiklerini nasıl şekillendirdiği, süreçlerin modern toplumlar için ne tür dersler içerdiği üzerinde durulacaktır. Şehir devletleri, bağımsız olarak yönetilen küçük siyasi yapılar olarak tanımlanabilir. Bu yapılar, genellikle bir şehir ve çevresindeki kırsal alanları kapsar, kendi içlerinde tam bir siyasi bağımsızlığa sahiptirler (Barker, 2013, s. 45). Şehir devletlerinin tarih boyunca ortaya çıkması ve gelişmesi, merkezi yönetimlerin olmadığı ya da zayıf olduğu dönemlerle ilişkilidir. Bu devletler, otonom yapıları sayesinde kendi yasalarını, yönetim biçimlerini oluşturma özgür...

Kabileden Bireye

  Homeros, dahi şair, iki büyük eserinde elli yıllık bir kültür evresini anlatır. Ortak ruhla hareket eden savaşçı bir toplum olan Yunanlıların nasıl kendi iradeleriyle ve akıllarıyla yaşama karşı savaş verdiklerini aktarırken, bireyselleşmenin adımlarını gözler önüne serer. Kör ozan yaratıcılığını iç bakışına borçludur, ama dış dünyanın ayrıntılarını bize sunmasına engel değildir bu akıl evreni. İon kentlerinde dolaşan anlatıcılar (aoidos) gibi efsanevi kahramanların yüceliklerini müziksel bir lirizme taşır. Bambaşka tarzlarda söylediği şiirlerin tınısı da birbirinden tamamen ayrıdır. İlyada’da kahramanın ruhsal durumu ön plandadır. Akhilleus’un öfkesi Truva önündeki Yunanlıların neredeyse yıkımına yol açacaktır.   Odysseia ise hileci bir kahramanın serüvenlerine odaklanır, Kahramanın yazgısı tanrıların kaprislerine bağlıdır. Bir ulusun öyküsünün ardından tek bir adamın romanını bize sunar, Homeros. Antik Yunanlılar kör ozanın şiirlerini kılavuz olarak bellemişlerdir. A...

Ölümsüzlük Arayışı

Yerin dibindeki suyun kaynağını görenin öyküsünü dinle, yurdum! Dünyada her şeyi bilen adamın adını ünlendireyim: Onun görmediği hiçbir şey yoktur. Dünyanın bütün bilgeliklerini bilip torunlarına bırakan bir adamdır. Gizleri görüp bunların perdesini yırtan bir adamdır. Kahraman bir bilinmezin içinde gözlerini açar, etrafını tanımaya çalışır ve yaşadıklarından ders çıkarmaya çalışır. Onun bütün gayreti bir bakıma boşunadır; ölüm ona her gün biraz daha yaklaşmakta, etrafında kol gezmekteyken hayatının anlamı ne olabilir ki! Umutsuzluğuna gizemlerle dolu bir evren içerisinde acımasız hükümdarların dayattığı kurallar eklenir. Evrendeki yerini öğrenmek isteyen Kahraman hem kendi iç dünyasında hem de dışarıdaki fiziksel dünyada bir yolculuğa çıkar. Tanrılarla iyi geçinmeye çalışırken ya tutkulu bir ölümsüzlük arayışına başlayacaktır, ya da ona fısıldanan başka bir yaşamın olduğu öbür dünyaya özenlice hazırlanacaktır. Uruk Kralı Gılgamış ilk yolu tercih eder. Krala Güneş Tanrısı tarafında...