Gezgin Bir Prens
Hindistan
alt kıtası sonsuz farklılıkları birleştiren bir coğrafyadır. Etnik grupların ve
dillerin ucu bucağı yok gibi gözükür. Sık sık çatışan bu grupların yanı sıra
toplumsal örgütlenme keskin sınırlarla belirlenmiş bir kast yapısıyla oluşur.
Sıradan bir kahramanın bu öyküde yükselme ve yeni bir kimliğe bürünme şansı hiç
yok gibidir.
Kahraman kurtuluşu mutlak bir varlığa inanmakta bulur. Kendi kast sistemi içerisinde, ahlak kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalarak o varlıkla bütünleşmesi için bir gayret gösterir(dharma). Eylemlerinin sonuçları(karma) onun kaderini belirleyecektir. Nihai kurtuluşu(moksa) dünyadan elini eteğini çekmekle mümkün olur.
Tanrı Ramayana
Rama Kosala Krallığının prensiydi, çocuk yaşta bir iblisi yok etti, tıpkı Odysseia gibi kimsenin kuramadığı bir yayı kurup prenses Sita’nın kocası oldu. Onun başarıları sarayda kem gözlerle izleniyordu. Babası Rama’nın elinden krallık hakkını alıp başka bir eşinden olan oğlu Bharata’yı kendine halef seçti. Rama yurdundan dışlanmıştı. Prens kaderine razı olmayı seçti.
Esrarlı Dandaka ormanında esir olan kutsal adamları kurtardığında ormanın muhafızı Ravana ona diş biler. Onu en zayıf noktasından, Aşil topuğu sayılacak yerinden yaralar, karısı Sita’yı kandırıp kaçırır.
Ormanda yalnız kalan Rama kendine maymunlar ve ayılardan oluşan bir ordu kurar. Bu ordunun askerleri on başlı iblis kral Ravana’yı pusuya düşürür ve güzel Sita’yı elinden alır. Rama’nın içini kemiren şüphesi o an başlar. Sita iffetini koruduğunu kanıtlamak için bir ateşe atlar, Ateş tanrısı Agni onu korur.
Rama, zaferini doğduğu kent Ayodhya’ya dönerek taçlandırır. Kral olduğunda, kıskanç düşmanları karısı Sita hakkında dedikodu çıkarmaktan geri durmazlar. Rama halkının gözünde namusunu korumak için sevgilisi Sita’yı ormana geri sürer. Güzel kadın masumiyetini kocasına göstermek için yerin kendisini yutmasını diler. Sita yeraltı dünyasına indiğinde Rama krallığını oğullarına bırakarak her şeyden vazgeçer.
Hintlilerin gözünde Rama tanrı Vişnu’nun gezdiği yedinci bedendir. Kurtuluşa giden yolu gösteren bir rehberdir. Karısı Sita ise kadınların idealize edeceği dindarlığı ve masumiyeti temsil eder. Rama’nın gücünü topladığı orman tanrının armağanıdır, doğaya karşı sevgi beslenmelidir. Bireyler için aile bağları çok önemlidir ve her Hintli kendi kastının kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalmalıdır. Güzelliklerden zevk almasını bilen insan zamanı geldiğinde dünya nimetlerine sırtını dönebilmelidir.
Yaşam döngüsü
Hindu inanışına göre insan ölüm ve yeniden doğum arasında sonsuz bir dairede yol alır. Bu döngüyü(Samskara) kırmanın yolu ruhun Brahman’la bir olmasıdır. Öğrenme, dünyadan elini çekme ve inanç bu çabayı sonuçlandırır. Birey kendi kastına uygun davranışlarda bulunarak ilahi düzenin bir parçası olduğunu hisseder. Tanrı Vişnu insanları kastlara ayırdığı gibi zamanı da böler ve dünyayı yıkıp yeniden yaratır. Tufan miti taşan nehirlerin kenarlarında yaşam mücadelesi veren her kültür gibi Hindistan alt kıtasında da kendini yeniden gösterir.
Dört soylu doğru
Buda’nın öyküsü tersine çevrilmiş gibidir. Güzel bir prensesle evli olan bu soylu yakışıklı genç tüm varlıklarından kurtulabilmek için acı çeker. Siddharta (amacına ermiş kişi) unvanıyla onun kaderi babası tarafından kabul edilir. Yine de çekeceği acıları bilen soylu baba oğlu için üzülmekten geri kalmaz, ona gideceği güne kadar bütün dünya zevklerini tatması için fırsatlar sunar.
Gautama bir gün arabacısıyla saraydan çıkıp sokağa iner. Burada ölümle, yaşlılık ve yoksullukla tanışır. Fildişi sarayında sürdürdüğü hayatın bir yanılsama olduğunu görür. 29 yaşında henüz baba olmuşken eşini ve çocuğunu bırakıp zevk dolu yaşamını terk etti.
Öğretmenlerinin bilgisini aşan Gautama kendisine katılan beş yoldaşıyla nefsini terbiye etmeye başladı. Bu yolda aşırılığa kaçtığını anladığında yanlış yolundan döndü. Kendisini terk edenlere aldırmadan meditasyona devam etti. Bir ağacın altında otururken amacına ulaşarak aydınlandı. Bundan sonra Buddha(aydınlanmış kişi) olarak anılacaktı.
Doğrunun Tekerleğini Harekete Geçiren Buddha eski yoldaşlarına kavuştu. Onun çabası bir orta yolu bulmaktı, Tüm aşırılıkları reddederek işe başladı. Dört Soylu Doğrusunu açıkladı: insan çatışma ve acıyla lanetlenmişti, bunlar arzulardan kaynaklanıyordu, kurtuluş mümkündü ve Sekiz Aşamalı Yolu izleyerek amaca ulaşılabilirdi. Buddha’nın öğrencileri bu öğretiyi yaymak için yollara koyuldular.
Binlerce
farklı yaşam arasında adaleti ve sevgiyi aradılar, arayanlara öğütler verdiler.
Yorumlar
Yorum Gönder