Kabileden Bireye

 

Homeros, dahi şair, iki büyük eserinde elli yıllık bir kültür evresini anlatır. Ortak ruhla hareket eden savaşçı bir toplum olan Yunanlıların nasıl kendi iradeleriyle ve akıllarıyla yaşama karşı savaş verdiklerini aktarırken, bireyselleşmenin adımlarını gözler önüne serer.

Kör ozan yaratıcılığını iç bakışına borçludur, ama dış dünyanın ayrıntılarını bize sunmasına engel değildir bu akıl evreni. İon kentlerinde dolaşan anlatıcılar (aoidos) gibi efsanevi kahramanların yüceliklerini müziksel bir lirizme taşır. Bambaşka tarzlarda söylediği şiirlerin tınısı da birbirinden tamamen ayrıdır.

İlyada’da kahramanın ruhsal durumu ön plandadır. Akhilleus’un öfkesi Truva önündeki Yunanlıların neredeyse yıkımına yol açacaktır.  Odysseia ise hileci bir kahramanın serüvenlerine odaklanır, Kahramanın yazgısı tanrıların kaprislerine bağlıdır. Bir ulusun öyküsünün ardından tek bir adamın romanını bize sunar, Homeros.

Antik Yunanlılar kör ozanın şiirlerini kılavuz olarak bellemişlerdir. Atina’da Panathenaia bayramlarında onun dizeleri okunur,  okumayı öğrenmeleri için ellerine tutuşturulan ilk kitap İlyada’dır.

Bir ulusun romanı

İlyada bir ağıttır. Akhileus’a yakılmış, güçlü, küçük hesapları olmayan, bir ideale yönelmiş, cesur ve enerjik bir kahramana adanmış bir ağıt.

Troya prensi Paris’in kaçırdığı Helena’nın öcünü almak için denizi aşan Yunan ordusunun kampında çadırına çekilmiş olarak görürüz onu. Kral Agamemnon kölesi Briseis’i elinden almıştır. Akhileus bu hakaretten sonra kralların kralının gerçek niyetini kavrar, bu savaşın zenginlik için yapıldığını bilir. Tanrıların zaferi Yunanlılardan esirgediğini annesi Thetis sayesinde öğrenir. Çatışmalar teke tek dövüşlere dönüşür. Menelaos Paris’le, diğer Troya prensi Hektor Aias ile dövüşür. Afrodit kendine en güzeline yazan elmayı veren Paris’i tehlikelerden korur. Truvalılar Yunan donanmasını yok edecekken Akhilleus silahlarını Patrokles’e verir. Hektor Akhilleus’un dostunu öldürünce kahramanın savaşmama isteği son bulur. İki yüce adamın dövüşünde kazanan görünmez bir zırha sahip olan Akhilleus’tur. Hektor’un cansız bedenini Troya surlarının önünde atlı bir arabaya bağlar ve sahile dek sürükleyerek tüm Truvalıları aşağılar.

Büyük şair Homeros anlatısını Hektor’un ölüsünün babası Troya Kralı Priamos’a teslim edilmesi ve Patrokles için düzenlenen cenaze töreni ile sonlandırır.

İlyada’da insanın bilinçaltında yatan öldürme isteği ve sevme arzusu işlenir. Savaş ve aşk bir kahramanın yüceliğini sergileyebileceği eşsiz bir eylem alanını hazırlar. Yunanlılar zenginlik için yapılan kavgayı öç alma ile maskelerken, Truvalılar vatan savunmasını bahane eder. Kan ve gözyaşı tüm hayatında bir savaş veren insanları çevreler.

Doğu ile Batı karşı karşıya gelirken aslında her insan kendi kendiyle de bir mücadele içindedir. Akhilleus Agamennon’a duyduğu öfke, Patrokles’in ölümüyle karşılaştığı umutsuzluk, Hektor’a karşı duyduğu kin ve tanrılar tarafından kendine önceden söylenen erken ölüm yazgısı ile savaşır. Savaşa katılmazsa sağlıklı ama önemsiz bir yaşam süreceğini kestirir, adı bedeni yok olduğunda yeryüzünden tamamen silinecektir. Ölümü onu yüce bir kahraman yapacaktır. Onun ruhunda iyi ve kötü simgeleşir. Savaş heveslisi yurttaşlarının değerlerini sorgularken kölesine şefkat göstermeyi ihmal etmez. Ancak dostunun ölümüyle kabaran öfkesi onu kör eder. Bir hayvan gibi öcünü alır, dahası düşmanının cesedine saygısızlık eder.

Homeros tüm bu iç çatışmanın bütün yönlerini sergileyerek bizim Akhilleus’u anlamamızı sağlamıştır. Troya savaşını onun gözünden bütün satırlarda içindeymişiz gibi yaşarız.  Kendi savaşımızdan izleri İlyada’da sürerken ahlak görüşümüzü yargılar, mücadelenin parıltısı ve dehşeti karşısında bir şeylerden vazgeçmeyi öğreniriz.

Sessiz adımlı Akhilleus’un izinde farklılıklarımızdan daha güçlü bir benzerliğimizin olduğunu kavrar, her düzenin içinde bir karışıklık, her karışıklığın içinde ise bir ahenk olduğunu fark ederiz.

Baştan çıkarmanın öyküsü

Odysseia iki liman arasında hilekâr bir tutkunun tüm çeşitlerini tanır. Truva Savaşı’nın bu düzenbaz kahramanı vatanı İthaki’ye dönüş yolunda hem yolunu hem benliğini kaybeder. Homeros anlatı tekniğinde geri dönüşleri kullanarak on yıllık bu serüveni canlı bir dille anlatmıştır.  Üç bölümlük destan entrikalarla kuruludur.

Odysseia’nın oğlu Telemakhos’un maceralarında tanrıların kararı açıklanır. Odysseia on yıllık esaretin ardından vatanına geri dönebilecektir. Deniz perisi Kalypso kahramanı serbest bırakır. Karısı Penelopeia’nın taliplilerinin sarayını işgal etmesinden henüz habersizdir. Oğlu Telemakhos babasından bir haber alabilmek için yola düşmüştür.

Odysseia’nın anlatısında gemisi bir fırtına ile Phaiakların adasına ulaşan hilekârın Nausikaa tarafından bulunuşu anlatılır. Odysseia başından geçenleri şölende kendisini dinleyenlere aktarır. Tepegözlerle, insan yiyen canavarlarla, büyücü Kirke ve Sirenlerle, tuzak dolu kayalıklarla ve uykuyu damıtan Kalypso ile karşılaşmış, sonunda karısını ve yurdunu görebilme şansına çok yaklaşmıştır.

Odysseia’nun öcü bölümünde, bir dilenci kılığına giren kahraman İthaki kıyılarına ayak basar. Onu kimseler tanımaz. Kendi yayını germeyi başaracak, bir dilenciye kahkahalarla gülen koca adaylarını susturacak dahası kendi oklarıyla ardından iş çevirenlerin canını alacaktır.

Homeros öyküsünde farklı iki dünyayı bize tanıtır. Geleneksel Yunan kültür evreninde insanlar tarımla uğraşır, bir aileye sahip olur ve kendilerini tanrılarına adarlar. Kentli yaşamın aksine doğa tehlikelerle ve bilinmezlerle doludur. İnsan yiyen canavarlar, büyücü kadınlar egzotik ve farklı bir dünyanın temsilcileridir. Odysseia kendisine sunulan ölümsüzlük hediyesini geri çevirir ve yurduna, sadık karısına geri döner.

Şair hemen hemen tüm kadınlık hallerini bu entrikada dinleyicilerine sunar. Sadık eş Penelopeia, metanet ve özveriyi temsil eder, Nausikaa genç kız tazeliğini, sütana Eurykleia anne şefkatini,  Kalypso yok edici tutkuyu, vahşi hayvanlara hükmeden Kirke, baştan çıkarmayı simgeler.

Kuşkusuz Odysseia başından geçenleri anlattığı bölümde nükteler ve abartmalar kullanarak kendi sahnesini pratik zekâsıyla yaratmıştır. Onun hikâyesi bir gerçeklikten çok bir illüzyona dayanır.

Kör şair Homeros yeni bir kapıyı aralamış ve bu kapıdan sızan parlak ışık gözlerimizi bir süre kamaştırmış olabilir. Yine de onun izinden gidenler Batı kültüründe her yaratıcı öykünün kökeninin İlyada ve Odysseia olduğu fikrini rahatlıkla savunabilir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Her Şey Zafer İçin!

Gezgin Bir Prens