Sahnedeki Kahraman
“Vaktiyle ağustos böcekleri insandılar.
Müzler doğup şarkı ortaya çıkınca,
bazıları kendilerini şarkı söylemek
zevkine kaptırdılar;
Öylesine ki, şarkı söyleye söyleye
yemeği içmeyi unuttular ve
neyin ne olduğunu anlamadan öldüler…
İşte bu olaydan sonra
Ağustosböcekleri türü onlardan meydana
gelmiştir.”
Platon, Phaidon
Tiyatro MÖ 535 yılından sonra Eski Yunan’da bir devlet kurumu haline geldi. Bu tarihten sonra Dionysos şenlikleri için tiyatro yarışmaları düzenlenmeye başlandı. Önceden seçilen üç drama yazarı karşı karşıya geliyordu. Her yazar dört oyunla yarışmaya katılmak zorundaydı. Oyunlardan biri satirik dramdı ve aynı kahramanın veya aynı olayın yazıldığı bir trajik üçleme hazırlamak gerekiyordu. Devlet bu oyunları satın alırdı, temsil giderleri de “khoregos” denilen varlıklı vatandaşlarca karşılanırdı.
Tiyatro Yunanca ’da başka bir yerden sunulan olayı izlemek anlamındaydı. Olay hakkında fikir edinmek, olaya uzaktan bakmak anlamlarını da içeriyordu. Tanrıların intikamları, tiranların şiddeti, kabileler arası kan davalarını simgesel olarak izleyen seyirci sahnede hem geçmişini hem de geleceğinin nasıl şekillenebileceğini izleyebiliyor, kendi hükmünü verip kendi trajedisinin izini takip edebiliyordu.
Trajedide insan yazgısının anlaşılmaz simyası sergileniyordu. Törensel kurallara bağlı bu söylem “acı çeken kahramanın” yolculuğunu aktarıyordu. Olympos Dağı’nın gölgesinde artık eski düzen yıkılmaya yüz tutmuş, alt-üst ilişkileri biçim değiştirmiş, kaba kuvvet yasalara yenik düşerek kırsal mekân ve zaman paramparça olmuştu. Karşıtlıklar durmaksızın çarpışıyordu.
Trajedi bozulan dengelerin eleştirel bir ifadesi olarak doğdu.
Antik Atina’daki yeni toplumsal ilişkiler büyüleyiciydi, felsefe gelişip serpiliyor, demokratik kurumlar yavaş yavaş boy gösteriyordu. Büyük sülaleler iktidarında bireyin korunaklı bir alanı vardı; içine sığamadığı, çitin arkasındakileri sabırsızlıkla merak ettiği, ruhuna dar gelen bir alan… Kahraman elindeki, geçmişiyle örülü, ip yumağını ufka doğru fırlattı ve dışarıya doğru ilk adımını çekinmeden attı. Hem gidiyor hem de anılarına bağlı yumağı takip ederek dönebilmeyi umuyordu. Sonrasında hissettiği gittikçe büyüyen bir kaygıydı!
Eski toplumsal yapıya, ahlaki değerlere karşı çıkmanın ödülü ya da cezası yalnızlıktı.
Trajedide koro toplumsal bilinçaltını simgeler, sahnede maske takan kahramanla ikili karşıtlıklar ağı örmeyi sağlar. Kahramanın gerçek kişiliğini örten maskeyi kaldırmak sahne oyununun kurgu amacıdır. Sıradan insanın kelimeleriyle konuşan kahramana karşı toplumun sesi olan koro, lirizmi ön plana çıkarır.
Mitler (efsaneler), ana olay örgüsünü oluşturur, ama trajedi her şeyi alt üst eder. Sorunlar karşısında insanların belirli davranışlarla hareket etmesini öğütleyen efsanelere karşı trajedi çözümü olmayan sorunları yansıtır.
Trajedi yazarı Aiskhylos’a göre insanoğlu geçicidir, imparatorlukların sonu da belirli… Tanrıların ve insan iradesinin üstünde bir “gereklilik” (Anongke) mevcuttur. Kahraman “kader” (Moira) ağırnın tam ortasında “yazgıyı lanetler” (Ate). Gururu ve aşırılığı (Hybris) kendi sınırlarını zorlamasına neden olur. Bu eylemi hem toplumsal dengeyi hem de kendi ruhsal dengesini bozacaktır. Bozulan dengenin tekrar oluşması için “tanrısal intikama” (Nemesis) umut bağlanır.
Bir başka trajedi yazarı Sophokles dramlarında kahramanın sarsılmaz iradesini ön plana çıkardı. Kahraman tanrısal yazgıyı seçmek uğruna tükeniyordu. Felaketi içinde yapayalnızdı. Kara talihi etrafını kuşatmışken kahraman bu kötü durumdan kendi büyüklüğünü ortaya çıkarmak için fayda sağlıyordu.
Trajedinin üçüncü önemli yazarı Euripides eserlerini “şüphe” üzerine kurdu. Kahraman artık dış güçlere kafa tutmuyordu, çatışma onun kendi içindeydi. Yüreğinde çelişkiler doluydu, aşk ve ölüm kahramanda yeni itkiler doğuruyordu. Aklının labirentinde karanlık ve gizli duygularını keşfediyor, bilincinin gölgede kalmış odalarını bir bir ziyaret ediyordu.
Trajedi, Yunan kentinde insan eylemlerinin nesnel niteliğini ortaya koyan felsefenin yeşerttiği düşünce dünyasına sıkı sıkıya bağlıdır. “Adalet” fikrini enine boyuna sorgular. Kahraman kaçınılmaz bir suçun cezasını çekmeyi kabullenir. O, suçu işlerken kadere karşı gelemeyeceğini baştan bilir, ama özgür olduğunu da eylemiyle gösterir. Bu çelişkili yazgı, seyircide dehşet ve acıma duygularını uyandırmaya yeter de artar. Oyunu izleyenler kendi içindeki tutkulardan arınırlar (katharsis).
İnsan bu çelişkiyi yüzyıllar boyu felsefenin de yardımıyla ahlakla uyum sağlamış bir dinin ve yasaların tanımlamasını yaparak aşmaya çalışmıştır.
İktidarın boş tacının peşinde koşan, aşkın cilveleriyle acı çeken, yanlış anlamalar ve yanılgılarla ömrünü tüketen kahramanın trajedisi ise hiç sonlanmayacak gibidir.
Yorumlar
Yorum Gönder